Vakit Geçir içeriğine geri dön

Konya Hakkında

KONYA’NIN TARİHİ
Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya’dır. Konya adının “Kutsal Tasvir” anlamındaki “İkon” sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, “İkonion” dur.

İkonion adı, İcconium’a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; “Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium” dur. Bizans kaynaklarında “Tokonion” olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir:
“Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia…”

Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya…

Konya İli, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500’de kullanılmaya başladığı hatırlanacak olursa, Konya’nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir.

Çumra Çatalhöyük, sadece ülkemizin değil, Dünya ölçüsünde yemek kültürünün ilk defa başladığı, tarımın yapıldığı, ateşin kullanıldığı, yerleşik hayata geçildiği, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı merkez olarak tanınır.

Çatalhöyük, Neolitik, Erbaba ve Karahöyük Kalkolitik, Alaeddin Tepesi, Eski Tunç Devri merkezleridir.

Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395’te Konya ve çevresine hakim oldular.

7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler.

10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar’ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi’nden önce Konya’ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069)

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071’de Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i Malazgirt’ te kesin bir yenilgiye uğratarak, Türkler’e Anadolu’nun Kapılarını açtı. Sultan Alparslan, zaferden sonra komutanlarına Anadolu’nun tamamen fethedilmesi görevini verdi. Konya; Anadolu Fatihi, Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Süleymanşah, tarafından fethedildi. Fetih tarihi hakkında değişik eserlerde farklı görüşlere yer verilmektedir. (1072, 1074, v.b.) Ama şu bir gerçektir ki, Kutalmışoğlu Süleyman Şah I, Konya’yı fethettikten sonra batıya yönelmiş, merkez olarak İznik’i seçerek, Anadolu Selçuklu Devleti’ni 1074 yılında kurmuştur. Buna göre Konya’nın fetih tarihi kesinlikle 1074’ten daha öncedir. Fetihle Şehrimizde Türk-İslam egemenliği dönemi başlamıştır.

1074′ te Anadolu Selçuklu devleti, Başkenti İznik olmak üzere kuruldu. 1097’de 1. Haçlı Seferi sırasında İznik kaybedilince Başkent, Konya’ya taşındı. Böylece tarihinde yeni bir sayfa daha açılan Konya, günden güne gelişti, pek çok mimari eserle süslendi ve kısa zamanda Anadolu’nun en mamur şehirlerinden biri oldu.

Bu, bizim özelliğimizdir: Atalarımız, fethi, bir yeri “Yaşamaya Açmak” için yapardı. Çünkü kendinden emindir. En adaletli yönetim, Türk ülkesindedir. Öyleyse bu yönetim, neden başka yerlere, başka insan gruplarına taşınmasın! Keyfilikten uzak, herkese eşit muamele uygulayan Türk Devletleri, fethettikleri ülkelere kültürel, ekonomik, sosyal, dini kurumlarıyla gitmişler, yerli kültürler içinde erimemişler, Türk Kültürü’nü hakim kültür yapmışlardır. Kalıcılığın sırrı da işte buradadır. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması da bu siyaset takip edilerek sağlanmıştır. İnanç özgürlüğü verilerek, yerli halkın devlete sadakatle bağlanması temin edilmiş, Anadolu mozayiği daha o yıllarda mükemmel görüntü zenginliğine kavuşturulmuştur.
3. Haçlı Seferi’nde Almanya İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya’yı kuşattıysa da (18 Mayıs 1190), 2. Kılınç Arslan’ın savunduğu kaleyi alamadı, beş gün sonra çekilmek zorunda kaldı. Selçuklular’ın düşmesine kadar (1308) Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karaman- oğulları Beyliği’nin en büyük şehri olarak, Karamanoğulları’nca yönetildi.

1387′ de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398’de oğlu Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karaman Devleti’ne son verdi. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmalı-Karaman mücadelelerine sahne oldu.

Fatih, 1470’te İmparatorluğun Rûmeli (Sofya), Anadolu (Kütahya), Rûm (Tokat) Eyaletlerinden sonra 4. Eyalet olarak Karaman eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurdu. Eyalete ilk zamanlarda, Osmanlı şehzâdeleri vali olarak atandı. Sırasıyla, Fatih’in ortanca oğlu Şehzâde Mustafa, küçük oğlu Şehzâde Cem, 2. Beyazîd’ın büyük oğlu Veliahd Şehzâde Dâmât Abdullah, bunun kardeşi (annesi Karamanoğlu olan) Şehzâde Şehenşah, onun oğlu Şehzâde Mehmet Şâh, 1470’ten 1513’e kadar eyaleti yönettiler. Hanedan dışından ilk beylerbeyi ancak 1513’te atandı. Kanunî devrinde Veliahd Şehzâde 2. Selim de bu görevde bulundu.

17.yüzyılda eyalet 11 sancaklı ve 80.000 km2’ye yakın büyüklükteydi. Tanzimat döneminde eyalet için Karaman adı yerine “Konya” dendi. 1910’da 102.000 km2 büyüklüğündeki Konya eyaletinin nüfûsu 1.380.000’di. 11 ilçeli Konya Merkez, 7 ilçeli Niğde, 2 ilçeli Burdur, 5 ilçeli Teke (Antalya), 5 ilçeli Hamîd (Isparta) sancaklarına (İl) ayrılıyordu.

Şehrin nüfusu 1825. Türkiye’nin 11. ve dünyanın 69. şehriydi. Sonra nüfus geriledi; 1875’te 50.000 oldu. 1927’de 47.000 olarak sayılan nüfus, 1960’ta 123.000, 1975’te 247.000, 1980’de ise 329.000’i buldu. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya’nın nüfusu merkez 1.387.507 ilçe ve köyler 993.214 toplam nufus 2.380.721 olmuştur. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya’nın nüfusu Merkez 1.387.507, İlçe ve Köyler 993.214, Toplam nüfus 2.380.721. olmuştur.

Tarihi eserleri bakımından Türklük’ün sayılı şehirleri arasında yer alan Konya, Selçuklulara iki asırdan fazla başkentlik yapması sebebiyle, Türk mimarisinin gözde eserleri sayılan âbidelerle süslenmiştir. Bu yönden Selçuklu devrinde Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul’dan önce “En Muhteşem Türk Şehri” mertebesine yükselmiştir. Konya’da Türk-İslâm döneminden önce yapılan eserlerin günümüze ulaşamadığı söylenir. Yapılan kazılar neticesinde Hitit, Roma ve Bizans kalıntıları bulunmakla beraber, Konya’da ayakta kalan âbidelerin hepsi “Türk Çağı”nda yapılmıştır. Bu eserlerin başında Konya’nın sembolü sayılan Mevlânâ Müzesi gelir. Mimar Bedrettin Tebrizî tarafından yapılan ve Kubbe-î Hadra (En Yeşil Kubbe) denilen 16 dilimli bu muhteşem âbide firuze çinilerle kaplıdır ve bugünkü görüntüsüne Cumhuriyet döneminde kavuşturulmuştur.

Alaeddin Camisi, Sahip Ata Külliyesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese Selçuklu dönemi eserlerindendir. Selçuklu ve Beylikler dönemine ait pek çok cami, hamam, çeşme, köprü, tekke, kervansaray, hastane, su yolu ve diğer altyapı kuruluşlarına sahip bulunan Konya’da Osmanlı dönemine ait eserlerin en tanınmışı ise Sultan Selim ve Aziziye Camii’leridir.

Konya 12. Yüzyılın ilk yarısında Sultan Alaeddin Keykûbat (1219,1236) devri ve sonrasında, Dünyanın ilim ve san’at merkezi özelliğini kazanmıştır. Türk-İslam Dünyası’nın her tarafından gelen bilim ve san’at adamları Konya’da toplanmışlardır.

Bahaeddin Veled, Muhyiddin Arabî, ve Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Sadreddin Konevî, Şemsî Tebrizî, Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin, Urmemi gibi bilgin, mutasavvıf ve filozoflar kıymetli eserlerini Konya’da hazırlayarak, dünyaya ışık tutmuşlardır. “Konya’nın Altın Çağı” denilebilcek bu özelliği, 12. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir.

Bu şahsiyetlerin ve Anadolu’nun yeni sahiplerinin engin hoşgörüleri, bilim, san’at ve teknik alanlardaki üstünlükleri, köklü kültürel ve sosyal yapıları, Anadolu’nun “Ana Yurdumuz” olmasında büyük etken olmuştur. Böylece ne Bizans saldırıları, ne Moğol istilâsı, ne Haçlı orduları, ne İtalyan, ne Yunan işgalleri, Türk’ün Anadolu’daki egemenliğini yok edememiştir.

Konya ve millî kültürümüzün manevi mimarları, Mevlânâ Celâleddin Rûmî; yaşama sevinci, dünya görüşü ve hayat felsefesi ile dünyaya ışık tutarken; Nasreddin Hocamız, Türk Mileti’nin hazır cevaplılığını nükteleriyle dile getirmiş; Yunus Emre ise insan ve insanlık sevgisiyle adeta Ortaçağ karanlığındaki Avrupa’ya “medeniyet dersleri” vermiştir.

Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra İtalyanlar, Antalya ve çevresinden başka Konya’yı da işgal ettiler. Ekonomik çıkar sağlamak ve sömürge olarak kullanmak amacında olan İtalyan askerleriyle silahlı mücadele yapılmamıştır. Akşehir’e kadar gelerek devriye görevi üstlenen İtalyan askerleri Konya kent merkezinde kayda değer bir faaliyette bulunmamışlardır. Batı Cephesi’nde Yunanlılar’a karşı İnönü Savaşlarını kazandığımız günlerde İtilaf Devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya, işgalden vazgeçerek 12 Mart 1920’de Türkiye’den ayrılmaya başlamıştır. 20 Mart 1920’de Konya, işgalden tamamıyla kurtulmuştur.
Anadolu Selçukluları Devrinde Konya
Konya’nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle (1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devletinin Başkentliği (1096-1277) döneminde Kültür ve Sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü Bilginleri, Filozofları, Şairleri, Mutasavvıfları, Hoca, Musikişinas ve diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya’da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir.Bilhassa Hz. Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile de bu etki halen devam etmektedir.

Yine Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya’nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde asırlardır devam eden bir bilge kişidir.
Selçuklular dönemi Konyası’nda Kütüphaneler açılmış, bu dönemde Tarih, Edebiyat, Felsefe, Sanat, Tıp, Kozmoğrafya, Hukuk ve Din alanında büyük tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak Medreseler, Camiiler, Kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır.
Karamanoğulları Devrinde Konya
Konya da Karamanoğulları (1277) devrinde de bilim ve kültür alanındaki gelişmeler devam etmiş, Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet Eflâkî ve Sarı Yakup gibi bilgin ve Mutasavvıflar yetişmiştir.

Karamanoğulları Devri Tarihî ve Kültürel Eserler;
Ali Gav Zaviye ve Türbesi, Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Hasbey Dar-ül Huffazı, Meram Hasbey Mescidi, Şeyh Osman Rûmi Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Nasuh Bey Dar-ül Huffaz, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi, Burhaneddin Fakih Türbesi, Siyavuş Veli Türbesi,
Osmanlılar Devrinde Konya
Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II.Murat’ın uğrak yeridir. İlim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz devam eder. Ünlü şairler, bilginler, tarihci ve filozofların toplandığı merkez halindedir. Bu dönemde de mimarî yönden; Camiiler, Çeşmeler, Medreseler v.s eserler meydana getirilir.
Osmanlı Devri Tarihî ve Kültürel Eserleri
Selimiye Camii, Yusufağa Kitaplığı, Piri Mehmet Paşa Camii, Şerafettin Camii, Kapu Camii, Hacı Fettah Camii, Nakiboğlu ve Aziziye Camiileri, Şeyh Halili Türbesi ile Mevlâna Külliyesi dönemin mimarî eserlerinden bazılarıdır.

Osmanlının son döneminde Tanzimat hareketiyle Konya’da da yenileşmeler başlamış Medreselerin yanında İlkokullar (İptidai), Öğretmen Okulu (Darülmualimin) ve Ortaokul (Rüştiye) açılmıştır. İlk Lise (idadi) 1889 yılında, yine aynı yıllarda Konya Sanat Okulu da Vali Ferit Paşa tarafından hizmete açılmıştır. 1900 yılında Konya’daki medrese sayısı ilçeler dahil 530’a ulaşmıştır.
Cumhuriyet Devrinde Konya
29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile eskilere ilave yeni okullar açılarak, yeni gazete ve dergiler yayınlanmaya başlanır. Yurt genelinde olduğu gibi Konya’da da İlk, orta, Lise ve Yüksek Öğretim devlet yönetimine geçer, okul yapma ve okuma seferberliğine başlanılarak öğretmen yetiştiren okullar ile teknik ve sanat okulları, yüksek okullar memleketin ihtiyacına göre yenilenerek çoğaltılmıştır.

Kültür Bakanlığının kurulması ile kütüphaneler ve müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıklarımızın korunması 2863 ve değişik 3386 Sayılı ” Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu ” çerçevesinde Kültür Bakanlığının denetimine verilmiştir. Tüm illerde Bakanlığı temsil edecek İl Kültür Müdürlükleri teşkilatlandırılarak Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat hareketleri sistematik hale getirilmiştir.

KONYA’YA ÖZGÜ DEYİM, TEKERLEME, BİLMECE VE ATASÖZLERİ

Deyim: Atasözü değil fakat atasözü gibi dilimizde çok kullanılan kısa ve noksan cümle olarak söylenilen sözlerdir.

Konya Deyimleri:
-Ateş bahasına
-Avcunu yala
-Buldukça bunar
-Cehennem kütüğü
-Deli fişek
-Ebenin örekesi
-Esbab kabası
-Fesat kaynağı
-Fukara babası
-Kelle kulak yerinde somun düşkünü
-Minder çürüten.
-Mesmonsuz
-Nur topu.
-Ne oldum delisi
-Suyuna tirit
-Şeytan kulağına kurşun
-Tahtası kırık
-Türbe önünde evi, Meram’da bağı olmak.
-Yaşı ne başı ne
-Zır deli
-Zebani kılıklı
-Zahmetine değmez.
Konya Tekerlemeleri :

Tekerleme: Karşısındaki muhatap üzerinde büyük tesir bırakmak, zihnini toparlamak maksadıyla laf esnasında söylenen kolay sözlerdir.

Konya Tekerlemeleri:
-Armut biş, ağzıma düş
-Bostanda hıyar, hoşt- hoşt diyene uyar.
-Beni beğenmez mestan, yüzü görülmez pastan
– Çakar çakar da ustasına yan bakar.
-Daha Hanyayı Gonya’yı bilmez, devenin gevişine güler.
-Gedik üzlükte yağımız var, Aymanas da bağımız var.
-Hatıp Gödene, uğurlar olsun gidene
-Okka da pekmez, o kadar sökmez.
-Süratda yüzü yok ,sandıkta bezi yok.
-Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa.
-Tıngır elek, tıngır saç, eli hamur, karnı aç.
-Yazın keller önüne, kışın beyler önüne.

Konya Bilmeceleri:

Bilmece: Bil bakalım nedir? diye oldukça kapalı belirsiz sözlerle tarif edilen bir nesnenin keşfini, karşısındakinden istemek bilmecedir.

Bilmeceler bir çeşit zeka ve intikal oyunudur.

Bilmecelerden örnekler:
-Altı mermer üstü mermer içinde bir gelin oynar. (DİL)
-Gelen Leyla giden Leyla ayak üstü duran Leyla (Kapı)
-Küçücük mezar dünyayı gezer. (AYAKKABI)
-Anneye değmez, babaya değer, halaya değmez, amcaya değer, Vallaha değemez, billaha değer. (DUDAKLAR)
-Bir kuyum var içinde iki türlü suyum var. (Yumurta)
-Ana bir kız doğurur ne ayağı var ne başı, Kız bir ana doğurur hem ayağı var hem başı (YUMURTA)
-Altı tahta üstütahta, içinde bir sarı sofra? (Badem)
-Ata tay, Mata tay, incebelli Karatay? (Siyah Atlı karınca)
-Bir kızım var, gelenin elini öper, gidenin elini öper? (Kapı)
-Çinçin hamam,kubbesi tamam, bir kız aldım, babası imam? (Saat)
-Çıt demeden, çalıya düşer (Güneş)
-Dağdan gelir dak gibi, kolu var budak gibi, eyilir su içer, böğürür oğlak gibi? (Çıngıraklı kuyu)
-Kara tavuk, karnıyarık? (Ocak)
-Ufacık fil taşı, cümle alemin yoldaşı? (Küçük fener)
-Yeraltında yağlıkayış? (Yılan)

Kafiyeli bilmecelerden örnekler :
-Kudretullah şehrinin dürdanesi.
Oğlunun karnında yatar annesi (Böcek)

-Ana bir kız doğurur, ne ayağı var ne başı
Kız bir ana doğurur, hem ayağı var, hem başı
(Yumurta)

Konya Atasözleri:
Ata Sözü: Dilimizde kullanılan kısa cümleler içinde büyük manalar ifade eden güzel sözlerdir.

Konya’da Söylenen Atasözleri:
-Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar.
-Abdaldan paşa, tahtadan maşa olmaz.
-Aç kurt arslana saldırır.
-Aç aman ise de kaç.
-Adamın iyisi alış verişte belli olur.
-Aç kurt,aslana saldırır.
-Ağaca çıkan keçinin, dağa bakan oğlağı olur.
-Babası ölen bey, anası ölen kadın olur.
-Camii kapısını bilmez, sofuluk taslar.
– Çatal kazık yere geçmez.
-Deveyi dizinden, pireyi gözünden vurur.
-Fazla aş, ya karın ağrıtır ya baş.
-Mevleviye sormuşlar, “Neden cübbenin yenleri uzun” “Kusurları örtmek için” demiş.
-Oğlumu doğurdum ama, gönlümü doğurmadım.
-Pek yürürsen deli gelin, usul yürürsen ölü gelin derler.
-Sözünü bil, bişir; ağzını der, deşir.

Evlenme ve Düğüne ait Atasözleri:
-Anasına bak kızını al; kenarına bak bezini al.
-At ile avrat yiğidin bahtına.
-Avratı ar zapteder, er zabtetmez.
-Boyuna bosuna bakma, huyuna usuna bak.
-Evlenenin vekili, kefili Allah’tır.
-Gelin ata binmiş, ya nasip demiş.
-Gönül kimi severse güzel odur.
-Ne kız verir, ne dünürü küstürür.

KONYA DİLEKLERİ VE İLENÇLERİ
Dua kelimesi dilimizde hem iyiliğe hem kötülüğe kullanılmaktadır.
Yapılan iyiliklere karşı dilde söylenen teşekkür manasında sözlere dilek denmektedir.

Konya Dilekleri:

-Allah akıl fikir versin.
-Cehennem azabı görme.
-Dileğini Allah kabul etsin.
-Allah işini rast getirsin.
-Allah senden razı olsun.
-Allah iki iyilikten birini versin.
-Birin bin olsun.
-Hızır yoldaşın olsun.
-Hacı karısı ol.
-Elin kolun zeval görmesin.
-Kabrine nurlar insin.
-İki cihanda aziz olasın.
-Dünyadan gelsin, geçsin yokluk görmesin.
– Göğden yağsın, yirden deşir.

İlenç: Kötülük yapan kişiler için beddua anlamında söylenen sözlerdir.

Konya İlençleri:

-Allah’tan bulasın.
-Ardın yurdun ıssız kalsın.
-Allah’ın gazabına uğra.
-Boynu duvar altında kalsın.
-Çekdiğin damarlar kurusun.
-Fitil fitil burnundan gelesice.
-Seydi vakkasına uğrayasıca.
-Adın sanın kalmasın.
-Cehennem kütüğü olasıca.
-Dermanı bulunmayan dertlere uğrayasıca.
-Ekmeğini it, yakasını bitler yiyesice.
-Örs gibi yara çıkarsın, körük gibi solusun.
-Seyyidivakkasına uğrayasıca.
-Vurgunu yiğin gelesice
-Baş diş semesine uğrayasıca
-Gara yirlere giresice
-Evmeye gomayasıca

KONYA EFSANELERİ
a) Alaaddin Tepesi :
Konya Selçukluların başkenti iken Sultan Alaaddin bir cami yaptırmak istedi, bunun için şehir meclisi şehrin ortasında bir tepe meydana getirilmesinin ve bu tepenin üzerine camiin yapılmasını kararlaştırdı. Bu maksatla bir toprak vergisi kondu. Herkesin hissesine düşen toprağı çuval ve torbalarla getirmesi suretiyle meydana geldi. Camiin inşasına başlandı. Bir gün Sultan Alaaddin tepeye çıktı ve şehir halkının evlerinin damlarında yarı çıplak yattıklarını gördü. Bunun üzerine tepeye yalnız camiinin yapılmasını, sarayın ise tepenin eteklerine inşasını istedi.

b) Üçler :
Üç dervişe hasta olan efendileri “Sizin kısmetiniz burada kesildi, Konya’ya gidin” demesi üzerine Horasan’ı bırakıp Konya’ya göç ederler. Kale kapısına vardıklarında önlerine yüzüpeçeli derviş kılıklı bir adam çıkar ve “Gelin der ,sizin yeriniz Mevlâna Dergahı’dır, oraya yerleşeceksiniz.” Yol gösteren derviş peçesini kaldırır. Bir de ne görsünler, hasta olan kendi mürşitleri değil mi? Mehmet, Mahmut ve Ahmet adlarında bu üç derviş ölünce Mevlâna’ya en yakın yere gömüldüler. Mezarlığa Fatih Sultan Mehmed zamanında Üçler adı verildi.

c) Şems’in Kuyusu :
Konya’lı iki hacı Kabe’yi ziyarete giderler. Su alırken tası zemzem kuyusuna düşürürler, fakat çıkaramazlar. Konya’ya geldiklerinde aynı tası Şems’in türbedarının elinde görürler. Nereden aldın bu tası? diye sorduklarında türbedar, Şems’in kuyusundan aldığını söyler.

d) Deve Taşı Efsanesi (Seydişehir ) :
Seyyid Harun küpe dağının eteklerinde şehri kurarken bir haber ulaşır. Ilgın- Kadınhanı arasındaki Mahmuthisar köyündeki tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh, ayıya gem vurarak binmiş, müridleri ile birlikte Seyyid’in ziyaretine gelmektedir. Haberi alan Seyyid Harun, müridlerini toplar, oradaki kocaman bir kayaya “Deve ol” der, deve şekline giren kayaya binerek Didiği Sultanı karşılar. Keramet ehli iki pir, Seydişehir’in girişinde buluşurlar. Didiği Sultan bindiği ayıdan iner, onu dağa sürer. Seyyid Harun’da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece halleşip görüşürler. Seyyid Harun’un bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek efsanesi anlatılır. Devetaşı olarak bilinen kaya bu gün Aliminyum tesisleri lojmanları arasında kalmıştır.
Bu efsanelerin dışında daha çok sayıda Konya’ya ve ilçelerine ait efsane mevcuttur. Bunları isim olarak zikretmek faydalı olacaktır. “Kaşıkcı güzeli”, “Nasreddin Hoca”, “Güllü Baba”, “Neyzen Hamza”, “Dede Efsanesi”, “Amazonlar Efsanesi”, “İtri Efsanesi”, “Yunus Efsanesi”, “Tahir ile Zehre Efsanesi”, “Kızlar Kayası Efsanesi” vs.

Konyanın En Bilinenleri:

1. Lezzeti Hiçbir Yere Uymayan Yemekler
Konya mutfağı her yönden oldukça zengin. Fırın kebabı, sadece bu şehre has olan etliekmeği, yanında hamuruyla birlikte arabaşı çorbası, bakır tepside pişmiş su böreği ve daha sayamadığımız kadar lezzeti bünyesinde barındırıyor.

2. Diğer İllerde Olmayan Konuşma Tarzı
Başka memleketlere bile taşan, kelime harflerinin değişik ama çok içten olduğu bir ağza sahip Konya. Zaten Konyalılar, Konya’ya da Gonya diyorlar. Bazı cümlelerle size örnek verelim:- İlaha Haççe vurgunun yiğin gelsin inşallah.- Hazar ne olacak.
– Anov nörün ya? Valla öğünlerin hacıya gitti gayrı.
– Her tarafım billası bozulmuş bölge gamyonu gibi titireyor.

3. Her Büyük Caddede Çıkması Muhtemel Deliler
Konya’da sayısız deli var. Ama çoğu zararsız olan, belki de kulağınızı dayasanız sizi çok güldürecek eğlenceli insanlar. Geçtiğimiz yıllarda ölen Poşetli Dede, kırmızı elbisesiyle süzülen Deli Sultan veya ”Senin ruhunu alıp Allah’a teslim edeceğim!” diyen Deli Rasim’iyle Konya oldukça hareketli.

4. Zafer’de Bulunan Birbirinden Acayip Tipler
Konya’nın en hareketli yerlerinden olan Zafer birçok insana eşlik ediyor. Rengarenk giyinmiş erkeklerden tutun da yaşlı teyzelere, mini eteklisinden türbanlısına belki de en demokratik ortam. Tabii ki herkes bu kadar normal değil. Apaçi gibi giyinen ergenler, saçlarını beline kadar uzatıp onu da gök kuşağı gibi boyatan kızlar, kızlara bakan dayılar, gençleri sürekli dikizleyip dedikodu yapan teyzeler de mevcut.

5. Mevlana Müzesi
Dibindeki Selimiye Camii ile birlikte içine girdiğiniz zaman mütevazı bir süsleme görmeniz muhtemel. Mevlana Müzesi’nin içine girdiğiniz anda içinizi manevi bir huzur kaplıyor. Beklendiği kadar büyük bir yer olmadığını da söyleyelim.

6. İvriz veya Çatalhöyük Gibi Tarihi Mekanlar
9000 yıl öncesinin tarihini barındıran Çatalhöyük ile Ereğli’deki Neo-Hitit dönemi yapısı olan İvriz gerçekten ziyaret edilesi mekanlar. Çatalhöyük Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

7. Eski Doğanlar ve Hikayeleri
Doğanlar Konya’daki eski bir çingene mahallesi. Bu mahalle dağılmadan önceki zamanı yer yer şehir efsanelerine bile neden oluyor.

8. İkindiye Doğru Kapı Önüne Oturan Teyzeler
Altılı mili, patiği veya başka bir örgüsüyle yeşil renk kapısını açıp minderi yere serip teyzeler oraya oturuverir. Sonra da saz arkadaşlarını toplayan teyzemiz dedikodunun dibine dibine vurur.

9. Ahmet Özdemir
Konya’nın en meşhur sanatçılarından, nam-ı diğer Kör Ahmet. Çocuğunun gözleri görsün diye bıçak altına yatan bu yüce gönüllü adam ud çalıyor. Konyalı ağzını da çok iyi yapan Ahmet Özdemir muhteşem taklitleri ile de tanınıyor.

10. Alaaddin Tepesi
Alaaddin Tepesi’nin şehrin düzlenmesinden elde edilen veya cami, medrese yapmak için kazılan topraklardan yapıldığı düşünülüyor. Burası Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılan Alaaddin Cami, Üzeri korumaya alınmış Kılıçarslan Sarayı gibi özel yerleri de barındırıyor.

11. Sille
Pikniğe de gidilen ve muhteşem bir tarih barındıran Sille Konya’nın en iyi bilinen yerlerinden. Ortasından akan tatlı suyu, uçlarda yer alan büyük kilisesi ve dükkanları ile şirin mi şirin bir yer.

12. Konyalı Olduğunu Düşünmeyen İlçe Vatandaşları
Haklılıkları tartışılabilir belki ama Ereğlili veya Akşehirli olanların bir kısmı Konyalı olduğu yönündeki sözleri sert bir dille cevaplıyor. Çok farklı bir yaşam ve anlayışlarının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tipik bir Konyalı beklemenin doğru olmayacağını da söyleyelim.

13. Şivlilik ve Fener Alayı
Belki de Konya’nın en büyük renklerinden olan Şivlilik, Regaip Kandili’nin olduğu günün sabahı yapılan bir hayır işi. Herkes değişik şekerleri alır ve kapı önüne çıkarak bunları gelen çocukların poşetine koyarlar. Şivlilikten bir önceki gün de özel karton balonların içerisine mumlar yakılarak konur ve gece yakılan lastiğin üzerinden atlanılmaya çalışır.

14. Birkaç Mahallede Bir Muhakkak Olan Yol Çalışması
Sabaha erken saatlerdeki yol çalışması yapan araç sesi geliyorsa bilinmelidir ki o mahalledeki çalışma sabahları bir saat uyutmayacaktır. Yaz ortasında dökülen asfaltın sıcağından dolayı yoldan geçememeyi Konyalılar iyi biliyorlar.

15. Düğün Pilavı
İşte Konya’yı sevme nedenlerinden biri daha. Yoğurt çorbası ile başlayan pilav, ardından pilav, sonra soğuk (aslında zehir gibi sıcak) bamya çorbası ve ardından sayısı masaya oturan insanlar tarafından belirlenen pilav yenir. Arada bir de irmik helvası veya zerde de yenir. En son bir pilav daha yenilerek sofradan güç bela kalkılır.

16. Meram Bağları
Ortasından yeşil renk su akan, yunuslarla insanların gezdiği, Konya’nın yemeklerini de satan dükkanları, marketleri ve restoranları ile dolu dolu ve yaşayan bir mekan burası.

17. Zaraflar
Sarrafların oldukça yoğun olarak toplandığı bir yer altı çarşısı. Konyalılar Sarraflar Yer Altı Çarşısına ”Zaraflar” diyor. Düğün zamanı telaşlı olan halk düğün ihtiyacı bitmeye yakın buradan gelip altınlarını alıyorlar.

Kaynak : Mümtaz Recep Tekkalan

KONYA YEMEKLERİ

SU BÖREĞİ
MALZEMELER: 5 Ad.Yumurta, İki kaşık tereyağ, Yarım su bardağı su, 1 Kg Un, Biraz Tuz, 3 Baş soğan, 1 Kg Koyun kıyması, Karabiber, maydanoz

YAPILIŞI: Yumurta su ve tuz elle çırpılır. Güzelce yoğurulur. Sonra bezelere ayrılır. Onbeş;yirmi dakika dinlendirilir. Soğanlar bir kaşık veya iki kaşık zeytinyağında kavrulur. Sonra kıyma ilave edilir. Hepsi beraber kavrulur. Maydanoz incecik kıyılır içine ilave edilir. Soğumaya bırakılır. Sonra bezeler tek tek açılır biraz kurutulur bu arada ocakta kaynar su hazır bulunur. Açtığımız yufkalar tek tek içine atılır ve pişirilir. Ayrıca önceden hazırlanmış yağlanmıy tepsiye döşenir. Arasına hazırladığımız kıymalı iç yayılır. Tekrar üstüne yufkalar döşenir. En üste kuru yufka konur artık böreğimiz pişmeye hazırdır. Ocakta yavaş yavaş az ateşte pişirilir.

ETLİ TOPALAK
MALZEMESİ: 1 kg yağsız dana kıyması, 1 su bardağı köftelik bulgur, 1 ad. yumurta, 1 demet maydanoz, 2 yemek kaşığı un, Tuz-karabiber-kekik, 1 ad. soğan, 1 su bardağı haşlanmış nohut, 1 yemek kaşığı salça margarin yağı-etsuyu veya sıcak su

YAPILIŞI: Geniş bir kabın içine eti, bulguru, yumurtayı ince kıyılmış maydanozu, unu, soğanı, tuzu ve baharatları koyup köfte hazırlar gibi iyice yoğrulur. Macun haline gelince ufak ufak yuvarlaklar yapılır. Diğer tarafta genişçe bir tencereye iki yemek kaşığı margarini eritip içine bir kaşık un konup kavrulur. Salçasıda konduktan sonra nohutta katılarak 6-7 bardak sıcak su veya etsuyu konur. Kaynadıktan sonra diğer tarafta bekleyen etli malzememizi tencereye boşaltır. 15-20 dakika hafif ateşte pişirilir.

SAÇ BÖREĞİ
MALZEMELER: Yeteri kadar un, Tereyağı, Peynir, Ispanak

YAPILIŞI: Yeteri kadar hamur yoğrulur. Yapılacak içler hazırlanır. Hamur bezeler şeklinde hazırlanır. Hazırlanan bu bezeler yufka gibi açılır. İçine yapılacak olan (peynir veya ıspanak) konur ve saç ocağında pek gevrek olmamak şartıyla yiyecek olanın dişine göre pişirilir. Pişirilen bu brek yine yiyecek olanın kapasitesine göre yağlanır ve afiyetle yenir.

BAMYA ÇORBASI
MALZEMELER: 250 gr kuşbaşı et, 150 gr kuru bamya, 3 soğan 2 kaşık margarin, 1 limon, tuz, su (et suyu), 1 kaşık salça

YAPILIŞI: Kuru bamya limonlu suda hafif haşlanır, süzülür. Bir tencerede et bir miktar su ilave edilerek yumuşayıncaya kadar pişirilir. Yağ ve ince doğranmış soğanlar konur. Kavrulur. Salça tuz limon, su (et suyu) ilave edilir. Su kaynamaya başlayınca haşlanmış bamyalar da konur. Özleşinceye kadar pişirilir. Suyu eksilirse sıcak su ilave edilir, sıcak sıcak servis yapılır.

ETLİ PİLAV
MALZEMELER: Nohut, Et suyu, 500 gr. Et, Tuz-Karabiber, Pirinç, Kişniş, 1 margarin

YAPILIŞI: Pirinç güzelce yıkanır. Öbür tarafta et suyu kaynar. Nohut haşlanır. Tavaya yağ konur. Eridikten sonra pirinç içine atılır. Hafif ateşte bekletildikten sonra üzerine suyu dökülür. Pişmeye bırakılır. Piştikten sonra üzerine kebap şeklinde et dökülür. Servis yapılır.

PATATES BÖREĞİ ( 6 kişilik)
MALZEMELER:1 kg un, 1 kg patates, 250 gr peynir, Yeterince Tuz, Pakmaya

YAPILIŞI: Mayalı hamur kulakmemesi yumuşaklığında ılık su ile yoğularak kabarmaya bırakılır. Bu arada patates haşlanır. Haşlanmış patates püre haline getirilerek içine 250 gr. peynir ve tuz katılarak karıştırılır. Karışım normal bir patates büyüklüğünde top haline getirilir.
Kabarmış hamur 6 çeşit parçaya bölünerek beze tutulur. Bezeler elde biraz açılarak ortasına patates püresi konularak kapatılır. Daha sonra el arasında iki taraflı çevrilerek kullanılacak tavaya sığacak şekilde açılır. Bundan sonra kızgın sıvı yağda kızartılır. İsteğe göre içi açılarak içine tereyağ veya kaymak konur.

PAPARA (4 KİŞİLİK)
HAZIRLANIŞI: Ekmekler derin bir tabağa doğranır. ayrı bir yerde tereyağı kızartılır. Ve soğanlar düzgün birşekilde doğranıp, salça ile birlikte tereyağında kızartılır. Yeteri miktarda su ilave edildikten sonra, suyun kaynamasını bekleriz. Su kaynadıktan sonra içine ufalanmış tulum peyniri ilave edilir. Biraz daha kaynadıktan sonra tencere ateşten alınır. Ve bu oluşan karışımı daha önceden doğradığımız ekmeklerin üzerine dökülür. Üzeri karabiber ve maydanoz ile süslenir.